YAŞAR KEMAL COĞRAFYASI

Araç Mesafesi: Adana- Dilekkaya Köyü      73 km. / 1 saat
Bisiklet Mesafesi: Dilekkaya-Gökçedam Köyü   24 km. / molasız yaklaşık 2 saat / ortalama sürüş
Rota: Dilekkaya Köyü (Anavarza Kalesi) –Gökçedam Köyü (Hemite Kalesi)
Yol Durumu: Ovalık arazi, toprak/asfalt yol.

Adana’dan  Kadirli’ye  Çukurova’nın düzünde yol alıyoruz. İlkbaharda Çukurova hiç olmadığı kadar yeşil.  İlkbahar yağmurları yeryüzünün bire bin veren bu köşesine can aşılıyor.  Yer yer ayçiçeği tarlaları ovanın yeşilini sarıya boyuyor.  Ne var ki burayı anlatmada hangi kelimeleri seçsek, Usta’nınkilerin  yanında sönük kalacak. Yaşar Kemal Coğrafyası’nın peşinde, dünyanın en usta yazarlarından birinin kelimelerinin, hikayelerinin peşine takılıyoruz biz de:

Anavarza kalesinin kayalıkları kuzeyden güneye uzanmış bir gemiye benzer. Üstünde eskimiş, dökülmüş örenleri, yıkıntılarıyla. Anavarza gemisi her zaman durgun bir denizde hiç sallanmadan ağır ağır ilerler.
Ayşehocalı köyünden içeri Anavarza gemisinin salındığı ovaya sapıyoruz… Birkaç kilometre sonra yol Anavarza Antik Kenti’nin hemen yanı başında, hatta onunla iç içe olan Dilekkaya Köyüne varıyor.  Köye girmiyor, toprak bir yoldan kente su taşıyan harap kemerlerden birinin altından geçerek aracımızdan ayrılıyoruz.   1000 dönümü aşkın bir alana yayılan  Anazarbos’u seyre dalıyoruz.   Hemen önümüzde Antik Kentten geriye kalanlar serilmiş,  yukarıda  heybetli kayalıklarının tepesinde Anavarza Kalesi yükseliyor.    Şehir 3 YY’da altın çağını yaşamış. Roma ordularının konakladığı Anavarza ve çevresinde ekonomiyi canlandırmak için spor oyunları bile düzenlenirmiş.  Anavarza Kalesi ise  11-14 YY arasında Kilikya’da kurulan Ermeni Krallarına da ikametgah etmiş.

Goadana takımının rotası bugün,  Usta’nın “… benim kendi ülkem olduğu kadar romanlarım için yarattığım bir ülkedir” dediği  Anavarza Düşülkesi.

Dört bisikletli,  bir zamanların hamam, kilise, tiyatro, stadyum kalıntılarının arasında hayranlıkla pedal çeviriyor sütunlu caddeye geliyoruz.  Yüzyıllardır kaderine terk edilen bu kent şimdilerde bir uyanışta. 35 metre genişliğinde, 2 bin 700 metre uzunluğundaki sütunlu caddenin 250 metrelik bölümü ve  anıtsal giriş kapısının üzerine oturduğu zemin döşeme daha geçtiğimiz birkaç ay içerisindeki kazılarla yerüstüne çıkarıldı. Kültür Bakanlığı yakın gelecekte Anavarza’yı Anadolu’nun Efes’i yapmak için kolları sıvadı.

Anavarza Kayalıklar’nın ortadan ikiye kesen geçitten kayalıkların doğu yüzüne çıkıyoruz.  Bahar yağmuru kah sağanak kah ince ince bizi ıslatıyor. Ne var ki  büyülü Anavarza topraklarında yağmurdan umarsız, kimi zaman sürüsünü koruyan çoban köpeklerinin önünde heyecanla pedal basarak, kimi zaman ovaya bereket katan ırmak kenarlarında molalayarak yolumuza devam ediyoruz.  Bu seyahatte rehberimiz İnce Memed’in ikinci cildi.  Yazarın kelimelerinin izinde, onun kahramanların at sırtında gittiği yolları bisiklet selesinde alıyoruz. Anavarza’dan yazarın doğduğu köy  Hemite’ye 24 kilometrelik bir yolculuk bu:

Anavarza ovasının güneyinden Ceyhan Irmağı geçer. Irmak Hemite dağından Anavarza kayalıklarına kadar öyle büyük kıvrıntılar yapmadan düz iner….  Bazı yerlerde de ormak ovaya çakıl taşlarını sererek, geniş, yayılır. Buralarda sığ suyun aydınlık dibinden binlerce iri sazan balığı ışığa batmış, ardı ardına tirkenmiş, oradan oraya dalganarak kayar. Bir de ırmağın kıyılarında , küçük sazlıklar vardır. Sazlıklarda çok iri yeşil kurbağalr, bulut rengi, uzun boyunlu balıkçıllar dolaşırlar….Hemite dağından Anavarza Kalesine kadar suyun bu kıyısında, Yani Anavarza Kalesi geçesinde, Hemite, Orhaniye, Selimiye, Endel, Kesikkeli köyleri vardır.

Kimi toprak, kimi asfalt köy yollarında kitaptan fırlama değil gerçeğin ta kendisi gördüklerimiz.  Bir dünya yazarına ilham veren Anavarza Düşülkesi,  mükafatını fazlasıyla almış, dünyanın pek az köşesine nasip olmuş ustalıkta betimlemelerle dilin ulaşabildiği en öz kelimelerle yazarın bir çok romanında  anlatılmış da anlatışmış.

Anavarza toprağı, binlerce yıllık ölü Anavarza şehri, sarp kayalığındaki kaleleri, delirircesine taşan Ceyhan ırmağı, Savrun, Sumbas çayları, kuşları, kartalları, çiçek azmanı çiçekleriyle, böcek azmanı böcekleri, bire bin veren tarlaları, Akçasazı, sarı sıcağın altında buz gibi aydınlık çaykaralarıyla, tozlu yolları, uçan balıklarıyla, verimli, doğurgan, durmadan doğuran bolluğuyla Çukurova`nın ortasına, sıcağına serilmiş, sevdayla, şehvetle, rahat gerinir.

Önce  Sambas’ın devamı Deliçayı   onarımı daha geçtiğimiz yıl antik  taş bir  köprüyle aşıyoruz.  Hemen ardından Savrun Çayını geçiyoruz.  Yarım saat içinde bu sefer karşımıza tüm coşkusuyla Ceyhan Irmağı çıkıyor. İnce Memed’in zalim ağası Ali Safa Bey’in tutkusu Anavarza’nın doğurgan toprağını hissediyor, kendimizden geçiyoruz:

Ali Safa her gün doğuşunda  ayaklarını kara toprağa sağlamca basıp, dünya uyanırken Anavrza ovasını tattan titreyerek gözler. Bu uyanışı, bu birbirine karışmış böcekleri, akan sağlıklı, besili yılanları, üst üste binmiş iri, yeşil, yeşilin en tazesinde parıldayan kurbağaları, hızlı kaplumbağaları, sert kabukları binbir renk cümbüşünde böcekleri, arıları, kuşları, cerenleri, çiçek azmanı çiçekleri, fışkırmış ekinleri, doymuş, yeşilden patlamış çeltik tarlaları, kelebekleri, suları, bataklıkları, çaykaraları, yolları, toz direkleri döne döne yağan gümüş bulutları bu kaynayan, deliren, esen, savrulan, durmadan çiftleşip doğuran dünyayı bir kıyamet günü dehşetine döndüren dünyayı, dünyanın yeniden doğuşunu gözler, başı döner kendinden geçer.  Ve Anavarza Ovasını iki kolunun arasına alıp kucaklamak ister.
Kesikkeli köyüne varmadan bir köprüden Ceyhan Irmağı’nın güney yakasına iniyor, bir yanımıza Ceyhan’ı alarak devam ediyoruz.  Uzaktan Hemite Kalesi gözüküyor. Yazarın doğduğu köy Gökçedam, onun tabiriyle “Çukurova’nın karnına doğru yürümüş kayalık bir dağın koyağında.”

Hemite Dağı, Çukurova’nın ortasına doğru hançer gibi uzanmıştır. Önünden Ceyhan Irmağı akar. Aşağıda, Akdeniz’e kadar uzanan Çukurova düzlüğü. Hemite, Çukurova düzlüğünden birden bire çıktığı için ulu bir dağ gibi gözükür.

Köyün bittiği yerde bisikletleri bir kenara bırakıyor nergislerin arasından Kale’ye tırmanıyoruz.

“Baharları Anavarzada her şey, sinek böcek, kurt, kuş nergiz kokar. Baharları akçasaz’ın insanları sarho sarhoş yalpalar, başları döner Anavarzada bütün yaratığın, kuşların, kurtların başı döner. “
İçimizden biri taşların arasından fışkıran binbir çeşit bitkiden birini işaret ederek  “Bu nedir” diye soruyor. Bu  nefes kesici çeşitliliğin her birinin ismi var.  Yaşar Kemal romanlarında belki de ilk kez yazın diline geçen…   Tepeden, Anavarza Kalesi, Kozan Kalesi, Misis Kalesi dahi gözüküyor güzel havalarda.    Sonra Ceyhan…. Kalenin yanıbaşından batıya doğru uzuyor.

Kutucuk:  köyün hemen girişinde Yazarın adının verildiği bir park var.  Parkın içinde de Hemite Yaşar Kermal Kültür Evi. Kültür evinde çeşitli sergi ve videolar var.  Kapısı kapalıysa muhtarı bulun da bir gezin.
Usta yazarın Akçasaz’ın ağaları üçlemesinin son cildinin ismi var kendi yok.  İşte o “Anavarza”’nın payımıza düşen hikayesini,  kelimelerin evrensel ustası hemşerimizin izinde, onun gözleriyle  yaşıyoruz. Ve yolculuğumuz son durağı, onun doğduğu, çocukluğunu geçirdiği köyü, Gökçedam oluyor.     Gelmişken yazarın köyünde bir gezinti yapmadan, çocukluk arkadaşı Sarı Veli’yi bulup, 90’lık Veli Amca’nın ellerini öpüp çocukluk hikâyelerini dinlemeden de köyden ayrılmıyoruz.

Köy kahvesinde selamını aldığımız Hacı Emmi bizi yaşar Kemal’in çocukluk arkadaşı Sarı Veli’nin evine kadar götürüyor. Bir yandan da yazarın babası Sadık Emmi’nin yazar daha çok küçükken camide nasıl öldürüldüğünden bahsediyor.  Komşuyla tavuk meselesinden tartışan Sadık Emmi, evin kadınına sinirlenip ağır konuşuyor, kocası da akşamında Sadık emmi’yi camide namazda görünce sallıyor bıçağı…. Bu hikaye resmi tarihle bağdaşmıyor ya köyde böyle biliniyor…
Kapıda Sarı Veli’nin oğlu var. Sarı Veli’yi pek de rahatsız etmek istemiyoruz aslında. Zira 1925 doğumlu bu tatlı ihtiyarın kulakları pek duymuyor ve evine de yeni girmiş. Evin avlusunda Sarı veli’nin oğlu ile sohbet ediyoruz. Köyden, usta yazarın izinden gidenin olup olmadığını, birilerinin ondan ilham alıp almadığını soruyoruz. Kemal’in 17 yaşında köy ile tüm irtibatını kopardığından bu yüzden adınan başka pek yadigar kalmadığından bahsediyorlar.  Derken kapının başında  Sarı Veli beliriyor. Hemen yanımıza oturtuyor, başlatıyoruz anlatmaya.  Usta Yazar’ı at ile Kadirli’ye götürüşünden bahsediyor. Fazla da yormak istemiyoruz ya, Hacı Emmi çocukluğundan bahset diye sıkıştırıyor Sarı Veli’yi, kulağı  duymadığı için bağırarak. Sarı Veli anlatıyor “Gülle oynardık, fırıldak dönderirdik (topaç), tekme düzlük derdik, tekme düzlük oynardık, çelik deynek oynardık, oynardık oğlu oynardık…” İhtiyar Veli bunu öyle tatlı söylüyor ki basıyoruz kahkahayı…

Anavarza ovasında herşey, ot, ağaç, böcek, kuş, hayvan, sonsuz bir çiftleşmede, döllenmededir. Yaratıklar Anavarza ovasında başkadır. Verimli sağlıklı, ışıltılı, büyülü bir dünyanın yaratıklarıdır. (İnce Memed-2)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Help us improve the translation for your language

You can change any text by clicking on (press Enter after changing)